Son zamanlarda LinkedIn akışım, Twitter (X) zaman tünelim ve hatta ofis sohbetlerimiz tek bir korkunun esiri olmuş durumda: “Yapay zeka geliyor, yazılımcılık bitiyor mu?”
Daniel Nwaneri’nin dev.to’daki harika makalesini okuduğumda, bu paniğin aslında yeni olmadığını, sadece şekil değiştirdiğini fark ettim. Bugün bu konuyu, biraz da kendi sektör tecrübelerimizle harmanlayarak masaya yatıralım.
“Gerçek Yazılımcı” Masalı
Tarih boyunca yazılım dünyasında hep bir “kapı tutma” (gatekeeping) hastalığı oldu. Hatırlayın:
- “Stack Overflow’dan kopyalayan gerçek yazılımcı değildir.”
- “Framework kullanan tembeldir, ‘vanilla’ bilmeyen yazılımcı değildir.”
- “IDE’nin otomatik tamamlamasını kullanan kolaya kaçıyordur.”
Şimdi de aynı cümleyi şöyle kuruyoruz: “Yapay zeka ile kod yazan, gerçek yazılımcı değildir.”
Araçlar değişiyor ama panik aynı. Her seferinde “bu seferki farklı” diyoruz ama aslında korktuğumuz şey kodun kalitesi değil; yıllarca emek verip kazandığımız o “büyülü” statünün herkesçe ulaşılabilir hale gelmesi.
Yapay Zeka Neyi Tehdit Ediyor?
Yazarın çok güzel bir tespiti var: Yapay zeka, programlamanın kendisini tehdit etmiyor. O, programlamanın etrafına ördüğümüz “sosyal mimariyi” tehdit ediyor.
Yıllarca bilgisayar mühendisliği diplomaları, zorlu mülakatlar, “kültür uyumu” adı altındaki elemeler ve yıllara dayalı tecrübe şartlarıyla bir “seçkinler kulübü” yarattık. Bu kıtlık, ekonomik bir değer oluşturdu. Şimdi bir yapay zeka modeli, 10 yıllık bir tecrübenin ezbere bildiği bir fonksiyonu 3 saniyede yazabildiğinde, tehdit altında olan şey kodumuz değil; hiyerarşimiz.
Eğer bir tasarımcı sadece komut (prompt) girerek çalışan bir prototip yapabiliyorsa, frontend geliştiriciyi “özel” kılan nedir? Eğer bir ürün yöneticisi (PM) tam teşekküllü bir API taslağı çıkarabiliyorsa, backend ekibine neden ihtiyaç duyulsun?
İşte can yakan sorular bunlar.
Asıl Soru: Sorumluluk Kimde?
Yapay zeka mükemmel kodlar üretebilir, hatta Shakespeare tarzı soneler yazabilir. Ancak yazılım geliştirmek sadece “söz dizimi” (syntax) üretmek değildir.
Yapay zeka kod yazdığında sormamız gereken soru “Bunu yapay zeka mı yazdı?” değil. Asıl sormamız gerekenler şunlar:
- Gece 3’te sistem çöktüğünde telefonu kim açacak? (ChatGPT açmayacak.)
- Müşteriye verilerin neden kaybolduğunu kim açıklayacak?
- Bu mimari kararın, 6 ay sonra başımıza ne işler açacağını kim öngörecek?
Kod üretmek ucuzladı ve kolaylaştı. Ancak sorumluluk almak, karar vermek ve bedel ödemek hala insanların tekelinde. Yapay zeka, “bu kod çalışır” diyebilir ama “bu kodu yazmak mantıklı mı?” sorusuna, şirketin geçmişini ve yazılı olmayan kurallarını bilerek cevap veremez.
Görmezden Gelinen Büyük Tehlike: Usta-Çırak İlişkisi
Bu yazıya benim eklemek istediğim, ve bence sektörün asıl konuşması gereken bir tehlike daha var: Çıraklığın Sonu.
Kıdemli yazılımcıların (Senior) o “derin” öngörüleri, aslında kariyerlerinin başında yaptıkları hatalardan, sabahlara kadar süren debug seanslarından ve “bunu neden böyle yaptık?” diye sordukları o sancılı öğrenme sürecinden gelir.
Eğer yapay zeka, junior (giriş seviyesi) yazılımcıların yapacağı o “hamaliye” işlerini ellerinden alırsa, yarının kıdemli mühendisleri nerede pişecek? Hata yapmadan, o hataların bedelini ve stresini yaşamadan; sadece “prompt” girerek yetişen bir nesil, türbülansa giren bir uçağı indirebilir mi?
Yapay zeka bize pürüzsüz bir uçuş vaat ediyor, ama pilotluk yeteneği fırtınada belli olur.
Sonuç: Ne Yapmalıyız?
Yapay zekanın kod yazmasıyla rekabet etmeyi bırakın. Bu savaşı kazanamazsınız. Bunun yerine, yapay zekanın sahip olamadığı şeylere odaklanın:
- Daha iyi sorular sormak.
- Daha doğru takaslar (trade-offs) yapmak.
- Sonuçların sorumluluğunu üstlenmek.
Geleceğin yazılımcıları, “en hızlı kod yazanlar” veya “en iyi prompt girenler” olmayacak. Gelecek; neyin inşa etmeye değer olduğunu bilen, sistemin bütününü gören ve sorumluluk alanların olacak.
Yapay zeka kod yazabilir, ama mühendislik hala insan işidir.
Yazının orijinal kaynağı ve ilhamı: Daniel Nwaneri – The Gatekeeping Panic

